Anlamı, ince, narin ve paylaşmak için iyi niyetimizin sergilendiği ortak noktamızdır.

Bir amacı, bir hedefi ve yol gösterici özelliği ile geçmişten günümüze taşımakla yükümlü olduğumuz manevi değerlerimizdir.

Onların sosyoekonomik yapılarını zedelemeden, buyur ederek soframızdaki aşımızı, cebimizdeki harçlığımızı kibarca ikram ederiz.

Çocuklarımıza bırakabileceğimiz güzel geleneklerimizi özendirerek, "Böyle olması gerekiyor." mantığını duygusal bağlamda en güzel şekilde aktarmak bizim asli görevimizdir.

Eski bayramlarımızı hasretle yâd etmek yerine, geleceğimiz olan nesillerin de hayran kalacağı görselleri tüm açıklığıyla sunmalıyız.

Çocukluğumuzun unutulmaz neşesini, onların minik kalplerine anlamlı dokunuşlarla aktarmalıyız.

Günümüz büyük şehir hayatının kalabalıklığı ve tanınırlık oranının düşük olması nedeniyle doğru aktarımlarda zorlanıyoruz.

Birçoğumuzun hafızasında hâlâ o günlerin güzelliği hoş bir özlemle anılır.

Bir büyüğümüzün evinde toplaşılır, erkenden pişirilen yemekler coşkulu bir muhabbet eşliğinde çalakaşık yenirdi.

Hepimizin iple çektiği, güzel anıların kayda geçtiği günlerdi.

Aynı mahallede, aynı sokakta beraber büyüdüğün, kan bağının olmasının verdiği güven duygusu, endişelerin olmayışı ve onların bağımsız ve özgür davranması çok kıymetliydi.

Annesi eline bir poşet verip, "Hem bayramlaş hem de renkli renkli şekerlerden nasibini al." derdi.

Dolayısıyla çocuklar, kendi başlarına hareket etme konusunda daha özgüvenli yetişme şansını elde ediyorlardı.

Toplumsal yabancılaşmanın yaygın olduğu günümüzde, çoğumuz akraba bağlarının kopukluğunu yaşıyoruz.

İkinci nesli tanımıyoruz, üçüncüsü ise tamamen yabancı kalıyor.

Neden bu güzelim değerlerimizin çöküşüne seyirci kalıyoruz?

Birbirimize yakınlaşmak için bahşedilen günün anlamından uzaklaşıyoruz.

Geçmişte gurbette yaşayanlar, perişan olsalar dahi kıt imkânlarla ailesini görmek, hasret gidermek için can atarlardı.

Onların kavuşma sahneleri, kendi kategorisinde sinema sahnelerini yaşatırdı.

Öyle içten, öyle samimi ve sevecen sarılışlar olurdu ki sanki iki beden tek vücut olmuş, et ile kemik gibi kaynamış görünürdü.

Ne yaşadık, neler oldu, ne zaman bitirdik sevgi hazinemizi de yabancı kaldık kendimize ve sevdiklerimize?

Kavuşmanın, paylaşmanın adı mı değişti ki bizler tarifi olmayan bir akıntıya kapıldık?

İnsanın en değer verdiği, yerini asla dolduramayacağı anne, baba, kardeş sevgisini kaybettik.

Ne kadar özel ve değerli olduklarını, geçmiş zaman anılarından mı yâd edeceksin?

Sistemin sana cazip gösterip dayattığı paket tatil imkânları daha mı kıymetli göründü?

Sen de biliyorsun ki böyle planları her zaman yapabilirsin.

Arkanda bıraktıklarının kale gibi ayakta ve hayatta kalacağını mı düşünüyorsun?

Ne geçen zaman ne de geride beklediğini düşündüğün değerlerin ayak direyebilir.

Her şey geçmiş zaman olacak, sen de anılar defterine not düşeceksin.

Mutlu bayramlar, sevdiklerinizle birlikte anın tadını doyasıya yaşamak dileğiyle...

Naciye Aksoy
25.03.2025
Salı, 13.49